İzmir Tente Pergola ve Tarihi Dokular

İzmir’in ilk yerleşim alanı arkeologlar tarafından yapılan kazılar sayesinde keşfedilmiştir. İzmirin günümüzden ortalama 8-9 bin yıl öncesinde bilimsel olarak Neolitik dönem olarak adlandırılan tarih diliminde Bornova’da bulunan Yeşilova’da kurulduğu düşünülmektedir. Bu zamanda çok verimli alüvyonal topraklara haiz olan ilk İzmirlilerin bu coğrafyada ortalama 1500 yıl kadar doğrusu Kalkolitik devrin sonuna kadar yaşadıkları düşünülmektedir.

 

İzmirin ikinci yerleşim yeri olarak Bayraklı’da yine başlama sebebi hemen hemen net olarak bilinmemekle beraber bilim insanları konu ile ilgili çalışmalarını sürdürmektedirler. Bayraklı ilçesi Tepekule mevkiinde bulunan 5000 yıl öncesine ait yerleşim izlerinin yapılan arkeolojik kazılar ile ortaya çıkarılmıştır; ancak daha kesin ve başka bölgelerle bağlantı kurulabilecek bilgilere ulaşabilmek için yoğun çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

 

Bayraklı ilçesinde ki Tepekule ile ilgili en iyi malum dehemmiyet yerleşimin en parlak sürecini yaşadığı MÖ 7. Yüzyıldır. Bu dönemde şehir 12 Ion izmirinden bir tanesidir, görkemli bir Athena tapınağına haizdir ve ticaretle uğraşmaktadır. Arkeoloji kazılar her ne kadar MÖ 4. Yüzyılda ufak tefek yaşam belirtileri görülse de şehir esas olarak bugün Kadifekale olarak bildiğimiz bölgeye taşınmıştır. Kazılardan çıkan her biri ayrı bir estetiğe haiz olan arkeolojik küçük eserleri bugün, İzmir Arkeoloji Müzesi ve İzmir Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde görmek mümkün.

 

Elbette her izmirin antik dönemde bir kuruluş efsanesi vardır: Rivayet edilir ki bigün Büyük İskender Kadifekale eteklerinde bir pınar başlangıcında ve bir çınar ağacının altında uykuya dalar. Rüyasında iki Nemesis gelmiş olarak bulunmuş olduğu bir yerde bir izmir kurmasını ve halkın buraya göç etmesini salık verirler. Bir gün aniden uykusundan uyanan İmparator Büyük İskender tanrıçalar tarafından bu isteğini bölgenin en ünlü kehanet merkezi olan ve Klaros’ta bulunan Apollon tapınağındaki kahinlere sorar. Tanrı Apollon Smyrnalılara mukaddes Meles’in (günümüzde Yeşildere) ötesindeki Pagos (günümüzde Kadifekale olarak bilinen bölge) tepesinde oturacak olanlar eskisine göre üç dört kat mutlu olacaklardır yanıtını verir. İşte bunun üzerine izmirin Bayraklı Tepekule’den MÖ 4. Yüzyılda yani Hellenistik dönemde Kadifekale eteklerine taşındığı bilinmektedir. Bu normal olarak kulakta hoş seda bırak bir efsanedir, aslolan gerçek ise izmirin yaşam olanaklarının Bayraklı Tepekule’de artık negatif şartlarda olması yeni bir arayışa ihtiyaç duyulmasıdır.

 

İzmir Kadifekale’nin eteklerine doğru taşındıktan sonra günümüze kadar hiç aralıksız olarak iskan görür. Günümüzde İkiçeşmelik yokuşundan çıkarken sol tarafınızda göreceğiniz Agora Kazıları olarak malum alan izmirin devlet agorasıydı. Agora’da izmirle ilgili önemli kararlar alınmaktaydı ve büyükçe bir mahkeme binası bulunmaktaydı. İzmirle ilgili diğer yapılar ise günümüzde ne yazık ki daha çağıl yapıların altında bulunmaktadır.

 

Büyük İskender ile başlayan Hellenistik devri tüm coğrafyalarda olduğu üzere İzmir’de Roma, Bizans ve Osmanlı dönemleri izler. Roma ve Bizans dönemleri İzmir’de çok parlak ve akılda kalıcı olmamıştır. İzmir’in Tente Pergola sektöründe ki izleri tarihi dokuyu bozmadan taşımasını sağlamaktadır.

 

Osmanlı hakimiyeti ile izmir tekrar bir ivme yakalar. İzmirin kesin olarak Osmanlı egemenliğine geçişi 15. Yüzyıla denk gelir. Bu zamanda izmirin limanı çok büyük bir öneme sahip değildi. Aslolan önemli olan liman Sakız Adası limanıydı. Çeşitli sebepler dolayısıyla ilginin İzmir’e kayması limanın da örutubet kazanmasına vesile oldu. 17. Yüzyıldan itibaren şehir çok ciddi yükselişe geçti. Gelişen ticaretle birlikte izmirin farklı bir mozaik yapısı da oluşmaya başladı. Batıdan Doğuya ticaret meydana getirmeye gelen Levantenler, Ortodoks Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Müslüman Türklerden oluşan bu mozaik hoşgörüyle bir şehir kültürü oluşturdu. Tecim bu farklı etnik kökenleri, kültürleri, dinleri hem birleştirdi bununla birlikte zenginleştirdi.

 

İzmir bu zamanda sokaklarında ve çarşılarında tüm milletlerden insanoğluın, doğu ve batının tüm mallarının görülebildiği bir şehirdi. Asya ve Avrupa içinde bir ticaret köprüsüydü. İzmir sokaklarının tarihi güzelliklerinin tadına varabilmeniz ve güzel vakit geçirebilmeniz için Ata Tente tarafından yapılmış olan bir çok İzmir Tente ürünü serin ve konforlu bir alan oluştururken bir taraftan da tarihi dokuyu bozmadan korumaktadır.

 

Limandan iç kısımlara ulaşım kervanlarla yapılıyordu. Tahmin edileceği üzere bu ulaşım şekli çok kısıtlıydı ve yavaştı. Levanten tüccarlar izmirin iç kısımlarına daha hızlı ulaşabilmek için demiryolu çalışmalarına ön ayak oldular. İzmir Aydın arasında yapılan demiryolu İzmir’in Anadolu topraklarına yapılmış ilk demir yolu hattı olarak bilinmektedir.

 

Demir yolu yapımında amaç, havzalarda toplanan ürünleri en hızlı ve e ucuz bir şekilde limana ulaştırmaktı. Demir yolu İzmir üzerinde ki ticari kapasiteyi arttırmıştı ve bahsedilen dönemde Kızlarağası Hanının önüne kadar gelen ve bir iç denizden oluşan liman yetmez olmuştu.

 

Dolayısıyla 19. Yüzyılda liman inşa ayrıcalıkına sahip olan Fransız ve İngilizler bugün pasaport olarak bildiğimiz yeni limanı inşa ettiler. Böylelikle, 19. Yüzyılın sonucunda şehir ticaretin önemli merkezlerinden bir tanesi olur.

 

Ancak izmirin bu ihtişamlı günleri savaş ile gölgelenir. Yunan işgalinin arkasından Kurtuluş Savaşı ve akabinde 1922 yılındaki yangın izmiri bir harabeye çevirir.

 

Cumhuriyet izmirin yaralarını sardı ve Herodotos’un da değimiyle “Onlar izmirlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü ve en güzel iklimlerinde” kurdular.

 

Cumhuriyetin kurulması ile izmirin ticareti daha da gelişti, 1923 senesinde 10 yapınak, 1933 senesinde ise 129 yapınak İzmir’de kuruldu.

 

1923 yılında ticari bir atılım olan İktisat Kongresi ilk kere İzmir'de yapılır. Bu kongrede "fuar düşüncesi" ilk kez Atatürk tarafınca ortaya atılır ve benimsenir ve Enternasyonal Fuar'ın temelleri 1936 senesinde atılır.

1930-1950 seneleri arasında konserve fabrikaları, makarna ve bitkisel yağ fabrikaları kurulur. 1960 yılı sonuna doğru İzmir'de 11'i devlet sektörüne, 209'u da özel sektöre ait olmak üzere 220 büyük firma, çeşitli imalat dallarında etkinlik gösterir.

 

 

Devrin filmlerinde de kendiliğinden film çekim platosu haline gelen İzmir bir oldukça yerli ve yabancı ziyaretçinin akınına uğrar. Turistik mekanlar, restaurant kafe bar ve işyerlerinde sıkça kullanılan otomatik raylı pergola ürünü turizme destek olmaktadır.

 

70’li yıllardan bu yana İzmir ve ilçelerinde turistik tesisler geliştirilmesi ve gezim alt yapısının tamamlanması üzerine çalışılıyor. İzmir’deki arazi ve arsa maddi değer olarak kıymetli oluşu yatırımcılar tarafından kimi zaman başka sektörlere itmiş olsa da İzmir’in turizmdeki geleceği girişimcilerin turizm yatırımlarında ümitsiz olmaması ve çaba göstermeleri ile gelişiyor.

 

Biroldukça ören yerinde kazı çalışmaları yapılıyor, eski eserler aydınlıkna çıkarılıyor.

 

İzmir bugün tarihinden gelen ilham ile, Bergama ve Efes benzer biçimde UNESCO Dünya Mirası listesine dahil olan benzeri olmayan arkeolojik mirası ile yerli ve yabancı ziyaretçileri yıl 12 ay gezim anlayışı ile ağırlamaya devam ediyor.

 

İzmirin tarihinden bu yana belleğinde yer edinen sıhhat mevzusu ile termal turizm ve üçüncü yaş turizmi,  fuarlar ve etkinlikler ile kurultay turizmi, eşsiz kültürel mirası ile kültür turizmi, limancılık geçmişi ile kruvaziyer turizmi geliştiriliyor.



Telefon


Whatsapp
ÜST